Pazar, Şubat 10, 2002

"14 Şubat 2002" Sevgililer Günü'ne dair...



ÇEKÜL'ün "7 Ağaç" Kampanyası ülkemizde de kabul görüp yaygınlaşan "Sevgililer Günü" kutlamaları armağan seçeneklerden birini oluşturuyor...

14 Şubat yaklaştıkça, ÇEKÜL Vakfı'nın "7 Ağaç ile... Aşkınız doğaya can versin" kampanyasına katılarak, sevgilileri için ağaç diktirenlerin sayısı da artıyor... ÇEKÜL, adına ağaç diktirilen sevgililere özel bir kart ulaştırıyor... Bu yolu seçenler, Bilecik'teki "7 Ağaç Ormanları"nda olduğu gibi, aynı zamanda yanan ormanların yeniden canlandırılmasına da katkıda bulunmuş oluyorlar.
"7 Ağaç" armağanı, bilindiği gibi, ÇEKÜL'ün web sitesinden form doldurarak, 212-249 66 44 telefondan kayıt vererek, 212-251 54 45 numaralı faksa talimat göndererek, ya da e-posta yoluyla mümkün...
Ayrıca 13 Şubat Perşembe ve 14 Şubat 2002, Cuma günleri, "7 Ağaç"larınızı 11:00 - 18:00 saatleri arasında Vakkorama Taksim standımızdan "kendi elinizle" de alabilirsiniz!

>Sevgililer Gününüz Kutlu Olsun.

Bu arada bu konuyu aşağıdaki çalışma ile görselleştiren Sayın Kaan İşmen ve ekibine, bu görseli yayınlayan gazete ve internet yayınlarına içten teşekkür ediyoruz...

Askiniz dogaya can versin






Cumartesi, Şubat 09, 2002

ANTALYA’YA GELECEKTEN BAKMAK...



Prof. Dr. Metin SÖZEN
ÇEKÜL Vakfı Başkanı



İnsan zaman zaman yaşamına, yaşadığı ortamlara, geniş coğrafyalara, belleğinde kalanlarla birlikte soğukkanlı dönüp baktığında, sıcak ortamlarda sağlıklı değerlendiremediği bir dizi farklı gerçeklerle karşılaşılır. Oysa, geçmişe bu tür yaklaşımları geleneğe dönüştüren kişiler-toplumlar, önünü görmede kolaylık çekerler. Bu bir anlamda geçmişten korkmamayı, geçmişle hesaplaşmayı, kendini tanımayı, kendini doğru açıklamayı birlikte getirir. Benzer durum, toplumlar, onların yaşadığı ortamlar için de söz konusudur.

Son yıllarda bu tür hesaplaşmaların nedenini düşündüğümüzde ulaştığımız sonuç, yaşamımızın elimizde olmayan bir biçimde hızlandırılması, sağlıklı düşünmeye zaman ayırma olanağının gittikçe azalması, yakın-uzak çevremizin insan yaşamına sığmayacak bir hızla değişir olmasıdır. Bizim gibi yaşadığı-araştırdığı-tartıştığı ortamları geniş bir zaman dilimi içinde değerlendirmeye alışmış kimlikler için bu sarsıcı ve sağlıksız durum, geleceğin gölgelendiğinin de bir işaretidir. Görünür hıza ulaşan, tüm kalıcı izleri silen değişimin boyutlarını belirlemenin güçleşmesi, bilinçli-birikimli kimlikler için yaşanacak ortamların tükenişi, yerine konamaz değerlerin yitirilişi anlamına gelmektedir.

Acaba bu durum, bizlerin koşullanmasından, hızlı gelişmelere ayak uyduramayışımızdan mı kaynaklanmaktadır? Değişimi-dönüşümü yeterince izleyememenin, güne ve geleceğe kendi birikimlerimizin yoğunlaştığı alandan bakamamanın zorluklarını mı çekiyoruz? Yaşamımızı, yaşadığımız çevreyi-çevreleri dikkate alarak, geçmişin izleriyle geleceğe, özellikle bu soruların ışığında önümüze bakabilmek için bir örnek kent seçmeyi düşündüğümüzde, sanırım Antalya gibi yaşamımızın her evresini etkileyen kentlerin bir önceliği olmalıdır.

Beydağları’nın renginin solmadığı Antalya...

Yirminci Yüzyıl’ın ilk yarısında Antalya, dört mevsimin yaşandığı özel bir kentti. Kentin bütün taşları yerli yerinde duruyordu. Beydağları’na günün ışıkları vurmaya, renkler birbirini izlemeye başladığında, her şeye egemen olan doğa, kentin dengesini kuranın da kendisi olduğunu, gücünü dillendirmeden herkese anlatmayı bilirdi. Kente hangi yönden girilirse girilsin, önce doğanın bir başka yüzü varlığını ele verirdi. Sonra bahçeler ve evler, yeşili ağır ağır azalarak, kentin ticaret merkezine sizi yönlendirirlerdi. Kaleiçi’nin her noktası, çiçeği-böceğiyle özel bir yaşamın, özel bir kimliğin ortak ürünü gibiydi. Kırkmerdiven’lerden limana inmek, onarılmak için karaya çekilmiş tekneler-mavnalar arasında dolaşmak, büyük bir telaşı gerektirmezdi. Açığa demirlemiş yolcu gemisine gidip gelen motorlar bile, bu dengeli sessizliği bozamazdı. Kaynayan ziftin kokusunu, ağları onaran balıkçıların tartışmalarını, ulu ağaçların gölgeleri bastırır, mescidin altındaki kaynaktan beslenen suda insanlar serinlemeye çalışırlardı. Kısacası Antalya, doğanın gücünü her noktaya, yaşamın her anına sindirdiği, tarihin her döneminin kente bir şeyler eklediği, “iki ucu açık” bir yaşam alanıydı. Bu, sokaklara taşan çiçeklerin kokusunu unutamadığım, çocukluk kentimin Antalya’sıydı...

Önümden geçen elli yılın Antalya’sı...

Olanlar son elli yıl içinde oldu. Her noktası farklı özellikler içeren, sokaklarını yürüyerek tüketemediğimiz Antalya, artık taşıtlarla bile ulaşılamaz oldu. Türkiye’deki kentlerin başına gelenler onun da başına geldi. Ama kısa sürede ününü dünyaya duyurmayı, herkesi ayağına getirmeyi de bildi! Artık dünyanın dört bir yanından bu düş kentine ulaşmaya çalışanlar, doğanın gücünü yitirdiği, yüksek yapıların egemenliğinde, hareketli bir kenti görmenin mutluluğunu yaşıyorlar...

O günlerde kentin dışına, Konyaaltı’na giderken “doğanın varlığı incinmesin” diye bahçeli tek katlı yapılmış evler, bu süreçte hızla yıkıldı. Kent her yöne özgürce gelişti. Antalya neredeyse ilçeleriyle birleşerek, çevresinde her karış toprağın değerlendirildiği bir dünya kentine dönüştü! Falezler, ölçülerini doğanın geliştirdiği, Antalya’ya özel sunduğu bir varlık olmaktan çıktı. Doğayla yarışan yeni anlayış, kendi beğeni ve gücünü geleceğe armağan etti. Düşlerimize giren renkler, üzerimize sinen kokular değişti. Dünyanın rengi, dünyanın kokusu, doğanın kokusunun yerini aldı. Antalya, ülkemizi ayakta tutan kentlerin başında yer almaya, ülkenin umudu, gelir kaynağı olmaya başladı...

Antalya’nın gelecek düşü...

Antalya’nın geleceğine bilimsel verilere dayalı bakıldığında, dün olduğu gibi bugün de yanılma payımız çoğalabilir. Bu bilimin yetersizliğinden değil, bizlerin “gelişme azminden” kaynaklanmaktadır! Ele avuca gelmez “cevval bir ulus” olarak, her türlü hedefi, günün ve geleceğin gelişmelerini içeren tasarımları şaşırtma yeteneğimiz bu hız ve coşkuyla sürdükçe, gördüğümüz düşlerden korkuyla uyanmamız büyük bir olasılık olarak gözükmektedir.

El yordamıyla bile olsa, düşlerimizi yorumlamakta yarar var. Eğriden doğruya yönelişte ilk akla gelen, bu anlamsız süpürücü hızın ister istemez düşürüleceği, doyumsuzluğun bir noktada duracağı, geç de olsa insanların bir gün “aklın çizgisinde buluşmayı” deneyeceğidir. Bu konuda inancımızı henüz yitirmemiş olmamız, yolun sonuna gelmediğimizin işaretidir. Sayısını kesin bilemediğimiz kente her gün katılan nüfusun, Türkiye’nin geldiği noktada, geriye dönüşlerle birlikte azalacağıdır. Bu sağlıklı bir siyasetten çok, artık büyük kentlerde yaşamanın katlanılamaz, sıkıntılarla dolu bir gelecek hazırlamasından kaynaklanmaktadır.

Yol bitse bile, süreç birdenbire hızını düşüremez. İşte bu noktada, varolan durumu iyileştirici, sağlıksız gidişi azaltıcı yöntemleri sonuna kadar tartışarak, kenti küçük-büyük çıkarların savrukluğundan kurtarmamız gerekir. Bu kolay olsaydı, bugünkü ortama gelinir miydi? Ama burada gelinen noktanın taşınamaz olması, değerlendireceğimiz bir olgu olarak önümüzde durmaktadır. Üstelik Antalya, göreceli olarak diğer kentlerden daha kolay değişmeye-değiştirmeye, yanlışları aklın çizgisine çekmeye uygun bir kamuoyuna sahiptir. Yalnız bu noktada, dünyanın, çıkar odaklarının baskısına dayanması, ülke düzeyinde dayanışma odakları oluşturması gerekmektedir.

Antalya büyük ve özel bir coğrafyanın odak noktalarından biridir. Bu büyük çevrede de benzer sürecin yaşanması nedeniyle, doğal-kültürel varlıklar bütünün farklı ölçeklerde ele alınmasının, sorunlarıyla birlikte değerlendirilmesinin kaçınılmazlığı ortadadır. Burada Antalya, deneyimiyle yeni bir örgütlenmenin toplayıcı gücü olabilir. Bu, ülkeyi “havza ve bölge boyutunda düşünme” demektir. Olayların önüne geçerek, yeni bir hareketi başlatmak demektir. Gelinen nokta, artık çok fazla uzatmaya, görünür sıkıntıları ertelemeye olanak vermiyor.

Antalya, geleceği anlamlandıracak tüm değerleri yitirmiş de değildir. Yanlışları göstererek, anılarımızın özenli kentini varolan incelikleriyle yeniden donatabilirsek, göz ardı ettiğimiz büyük birikimi somut bir olgu olarak sürekliliğe dönüştürebiliriz. Diğer kentlerde sınırlı olanaklarla sürdürülen doğayı-tarihi-kültürü birlikte yaşatma ve geleceğe aktarma çabaları, burada kentin varlık nedeni olarak önümüzde durmaktadır. Bu, Antalya’nın gelecek düşü değil, yaşamının kopmaz parçası, ağırlıklı çıkış noktası, görünür büyüklüğüdür.

Antalya için zaman farklı gelişmektedir. Doğrulara dayalı gücün oluşturulması için özel çaba gerekmemektedir. Eldeki olanakların bir başka yaklaşımla değerlendirilmesidir. Kentin günümüze akan geçmiş birikimine öncelik tanıyarak, kafaları karışan toplumumuza, “hemşehri”, “kentli”, “dünyalı” olmanın ne anlama geldiğini gösterecek ortam tüm engeller aşılarak yaratılmalıdır. Uygarlık savaşında, yıkmanın-yok etmenin yerine, korumanın, yaşamı inceltmenin, kimlik-kişilik kazandırmanın geçerli yol olduğunun gösterilmesidir.

Kent uygarlık demektir... Geleceğin kentleri yeni uygarlığın merkezleri olmak istiyorlarsa, geçmişi-bugünü-geleceği birlikte görmeyi, gündemlerinin değişmez maddesi olarak yaşamlarına sindirmeleri gerekir...

Antalya’nın gündemi oluşmuş gözüküyor...


3 Şubat 2002




BASINDA ANTALYA SEMPOZYUMU: "Türkiye'de Tarihi Kent Dokularının Korunması ve Geleceğe Taşınması..."



Bugünkü...

SABAH'ta Yeşim Nur'un yazısı:
Tartışana kadar önlem alınsın...

Milliyet Gazetesi'nde Taha Akyol'un konu ile ilgili makalesi:
http://www.milliyet.com.tr/2002/02/09/yazar/akyol.html

Fevzi Topuz: Milas Belediye Başkanı'nın demeci

Tarih, kültür ve doğa varlıklarının korunmasında ve geleceğe taşınmasında korumacılık bilinci önemlidir. Bu konuda hem merkezi hem yerel yönetimler hem de toplum
olarak görevlerimiz var. Tarihten süzülüp gelen kültürel varlıklarımızı korumak,
'yerel kimliğin' korunması açısından da değer taşır. Bir kentin yaşamında ve o yerin karakterize edilmesinde 'yerel kimlik' olgusu belirleyicidir.
Pek çok tarih, kültür ve doğa varlığımız ilgisizlik ve kaynak yetersizliği ya da yokluğu nedeniyle yok olup gidiyor. Son yıllarda korumacılığa yönelik ciddi çalışmalar yapılmış ve yeni örgütlenmelere gidilmiştir. 'Tarihi Kentler Birliği' oluşumu, bu alandaki en önemli örgütlenmelerden biri. Korumacılık konusunda, üst örgütlenmelerin yönlendirmesi ve rehberliğinde, yerel sivil toplum örgütlerine inisiyatif tanımalı. Belediyeler bu tür inisiyatiflerle işbirliğine gitmeli, çalışmaların gelişip yayılmasına öncülük etmelir.
Günümüzde korumacılık kavramı, biraz da, korunacak kültür varlığının tespit ve tescil edilip, sonra da kendi haline bırakılmasına dönüşüyor. Tescilli binaların geleceğe taşınması, bakım/onarım anlamında elden geçirilmesi için çeşitli kolaylıklar sağlanmalı. Tarihi binaların restorasyonu maliyetli iş olduğundan, mal sahiplerine kredi olanakları yaratılmalı. Devlet olarak bu konuda gerekli maddi olanaklar yaratılmalı; gerek mal sahiplerine gerekse belediyelere kamulaştırma yoluyla bu binalara restorasyon için maddi olanaklar sunulmalıdır. Bu konuda uluslararası fonlardan kaynak bulma çalışmaları da ihmal edilmemelidir.
Birçok kentimizde, 'arasta' denilen eski zamanların ticari bölgeleri hâlâ faaldir. Ancak, arastalar, esnafın ekonomik yetersizliği veya bilinçsizliği gibi nedenlerle virane halindedir. Arastaların, kavram ve kültür olarak geleceğe taşınması için restorasyon ve koruma çalışmaları şart. Biz, Milas'taki arastada bunu sağlayabilmek için yönlendirici olma çalışmalarını yürütüyoruz. Genel ve yerel ölçekte koruma kültürünün gelişmesi için, ulusal ve yerel medyanın işbirliği yararlı olur. Ayrıca, ilköğretimden başlayarak her düzeydeki eğitim kurumlarından yararlanmak şart. Bu çalışmalarla, korumacılığın yasal zorlamalarla değil, bir davranış biçimi, bir kültür olduğu ve korunacak değerin insanlığın ortak mirası olduğu düşüncesi kafalarımızda yer etmelidir. Bu sayede otokontrol sistemi de kurulmuş olur.
'Korumacılık' bir dünya görüşü gibi, bir ideoloji gibi insanlarımızda bilince dönüştüğünde; kültürel değerlerimiz sonsuza değin varlıklarını sürdürebileceklerdir. Bu konuda devlet olarak, yerel yönetimler olarak, sivil toplum örgütleri olarak üzerimize düşen görevleri eksiksiz yerine getirmeli, sorumluluklarımızı ertelememeliyiz."
RADİKAL'de haberin orijinali



Son haftalarda DÜNYA Gazetesi'nin "Çevre Kültürü" sayfasında yayınlanan ve içinde ÇEKÜL'ün de yer aldığı ya da ÇEKÜL mensuplarının gönderdiği haberlerden...





Cizre'de Araştırmaya Dayalı Koruma




"Uygulamaya dönüşmeyen bilim, doğruyla yanlış arasında
bir yerdedir"

El Cezeri




Son yıllara kadar doğal ve kültürel varlıkları açısından
yeterince değerlendirmeye alınmayan Şırnak, artık il merkezi
ve bağlı ilçelerle birlikte yeni ve köklü
araştırmaları bekliyor. Şırnak merkezinde eski
özelliklerini yer yer koruyan tarihsel doku, yeni
gelişme alanları için de çıkış noktası
oluşturuyor... Bu çekirdek bölümün şu ya da bu biçimde yitirilmesi,
Şırnak'tan kalan tarihsel kimliğin de, dönüşü olmayan
biçimde bitirilmesi anlamına gelmekte. Ayrıca
taştan yapılmış, anıtsal boyutlardaki geleneksel konutlar, yeni
işlevler kazandırmak için büyük bir olanağı sergiliyor.
Şırnak'ta koruma-yaşatma çalışmalarının başlamasına
karar veren ÇEKÜL Vakfı, bu konuda tüm ilglilileri
katkıda bulunmaya davet ediyor.

İl merkezindeki bu gelişmelere koşut olarak, bölgenin
kentsel tarihi için büyük önem taşıyan Cizre'de de
birbirini izleyen koruma hedefli özverili çabalar
somut sonuçlara yönelmekte...

Cizre, "Uygulamaya dönüşmeyen bilim, doğruyla yanlış arasında
bir yerdedir" diyen Ortaçağın ünlü bilim insanı "Ahmet El Cezeri"nin içinden çıktığı coğrafya.
Cizre' de süren çok yönlü araştırmalar öncelikle iki önemli yapıda toplanıyor.
Bunlardan biri "Kırmızı Medrese", diğeriyse halkın önemli bir ziyaret yeri olan
"Mem-u Zin Türbesi" ile yanındaki "Abdaliye Medresesi".
Dönemlerinin mimarlık ve bezeme özellikleri açısından yeni değerlendirmeleri bekleyen
kentin bu yapıları, aynı zamanda Cizre'nin Anadolu'nun uygarlık tarihi içindeki özel durumu için
de önemli ipuçları içermektedirler.

Uzun yıllar ayrıntılı araştırmaları bekleyen Cizre'de ilk köklü girişimler kaymakam
Mümin Heybet döneminde başlamış, kentin derinlikli tarihinin ve kültürünün aydınlatılması için yapılan sempozyumun
ardından yayınlanan kitapla birlikte, ÇEKÜL Vakfı'nın hazırladığı projelerin ışığında, ilgili kurulların
istekleri doğrultusunda kazılar başlatılmış, böylece kentin kimliğini daha sağlıklı öğrenme sürecine girilmiştir.
Bu bağlamda, 2000 yılında, bütün dünyada 5 milyar kişinin katılımıyla kutlanan "22 Nisan Dünya Günü" (*) etkinliklerine Türkiye'den katılanlar arasında Cizre de çok önemli bir yer tutmuştu. Dicle Nehri'nde, tarihi şehir surları etrafında ve Atatürk Parkı'ndaki katı atık, naylon torba ve pet şişelerin toplandığı temizlik kampanyası, Hükümet Konağı'nda yapılan bir Tören, ilk ve ortaokul çocukları arasında "Cizre'de Doğal Hayat ve Temizlik" başlıklı bir yazı, "Cizre'deki Tarihi Yapılar" ve "Temiz Cizre" başlıklı resim yarışmaları, Cizre'nin bu global kampanyaya kattıkları arasında başı çeken etkinliklerdi...

Kaymakamlığa atandığı ilk günden itibaren kentin tümünü çok yönlü değerlendirmeye alan Süleyman Yıldırım ise,
bilincli bir yaklaşımla, doğal ve kültürel çevreyi zenginleştirmeye ve bütünleştirmeye başlamış, geçmiş birikimlere ivme
kazandırmak için değişik yollar denemektedir...


Bütün kutsal kitaplarda özel yer alan, Dicle nehrinin
verdiği olanakla tarihin her döneminde önemini
yitirmeyen Cizre, kabartmalarla zenginleştirilmiş
kalesi, anıtsal köprüleri, Ortacağın birbirinden
ilginç yapılarıyla, " kamu-özel-yerel-sivil
birlikteliğe " dayalı başlatılan özverili çabalara
destek beklemektedir.


(*) "22 Nisan Dünya Günü" ("Earth Day"), dünyanın yaşgünü'nden yola çıkılarak genişlemiş bir kampanya. Türkiye'de ÇEKÜL Vakfı'nın Ulusal Koordinatörü olduğu global Kampanyanın merkezi ABD'de: Earthday Net



“Keçi Burcu”...”Mardin Kapı”...”Evli Beden”...”Yedi Kardeş”...


SAVUNMANIN SİMGESİ: DİYARBAKIR SURLARI





“Ben dünyanın dört bucağından Arap, Acem, Hint ve Türk

memleketlerinde birçok kentler ve kaleler gördüm. Fakat yeryüzünde hiçbir ülkede Amid (Diyarbakır) kentinin kalesine benzer bir kale ne gördüm,

ne de ‘başka bir yerde bunun gibi bir kale gördüm’ diyeni duydum.”



Nasır-ı Hüsrev, İran’lı şair ve bilgin, 10 Aralık 1046





Anadolu kültürü ve tarihi içinde özel bir yeri olan Diyarbakır ve çevresi, dünyanın beklediği kültürel çeşitlilik ve zenginliğin yaratacağı büyüklük ile yeni yüzyılda ayrı bir anlam taşıyor. Yerleşim özellikleri itibarıyle, çevresindeki uygarlıklara yaşam şansı vermiş Dicle Nehri ile özel bir ilişki kurabilmiş, görkemli kent Diyarbakır’da, “suyla gelen kültür”den izlerin bugün bir bölümünün hâlâ ayakta olması, uygarlık tarihi açısından bir “şans” olarak değerlendiriliyor. Farklı uluslara ve yönetimlere başkentlik eden Diyarbakır, kentsel tarihin geçirdiği evrim açısından da eşi bulunmaz bir belge, bir kaynak niteliği taşıyor. Diyarbakır’da dünyanın sayılı savunma yapılarından biri olan ve hemen her uygarlığın kendinden izler bıraktığı Diyabakır Kalesi, “taşlara yazılan kent tarihi” olarak nitelendirilip, pek çok araştırmacı için bir yol gösterici eser olma özelliğini sürdürüyor.


İşte “Diyarbakır Surlarını Koruma ve Geliştirme Projesi” ile bu değerlerin korunması yolunda önemli bir adım atıldı. Diyarbakır Valiliği ve ÇEKÜL Vakfı'nın, yarım yüzyıldır korunması düşünülen, günümüze kadar görünür bir hızla eriyen ve özelliklerini yitiren Diyarbakır Surları'nın tüm sorunları ve incelikleriyle ulusal-uluslararası ortamlara taşıma istekleri sonuç vermeye başladı. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve ilgili diğer belediyeler surların çevresini düzenlemeye, farklı boyutlardaki etkinliklerinde değerlendirmeye yöneldiler. Böylece surlar konusunda birlikteliğe dayalı yeni bir zemin oluştu.

Diyarbakır Valisi Cemil Serhatlı’nın kararlı yaklaşımı ile sürdürülen proje, Diyarbakır Surları’nın korunması ve ünlü “Keçi Burcu”, ”Mardin Kapı”, ”Evli Beden”,”Yedi Kardeş” burçlarının eski kimliğine kavuşturulmasını amaçlıyor. Bu yolda ilk somut örneği Kültür Bakanlığı verdi. Diyarbakır'ı dünyaya taşımaya çalıştı, Keçi Burcu'nun onarımını başlattı. Şimdi herkesin ortak dileği, geçmişteki yanlış onarımların tersine surların kimliğine uygun değerlendirilmesidir.

Birbirinden ilginç değişik dönemlerin özgün örnekleriyle yüklü “Diyarbakır İçkalesi” de, uluslararası toplantılar ve etkinlikler için yeniden ele alınmakta ve bu proje için de bireysel ve kurumsal katılım ve katkı beklenmekte. Tarihin her dönemine, Atatürk'ün varlığına tanıklık etmiş Türkiye'nin bu çok özel noktasına verilecek yeni kültürel-sanatsal işlev, ulaştığımız kültür düzeyinin de işareti olacaktır. ÇEKÜL Vakfı'nın geliştirdiği projenin ilgili kurullarca onanmış ve işlemlerinin tamamlanmış olması, Diyarbakır'da yeni bir döneme, özel bir ortama nitelikli geçiş olarak değerlendirilmektedir.

Diyarbakır’da aynı amaçla ele alınan diğer eserler arasında “Surp Giragos Ermeni Kilisesi”, “Cemil Paşa Konağı” ve bir dizi özgün özellikler içeren geleneksel konutlar da değişik çevrelerden destek ve kaynak beklemektedir.


Bu doğrultuda Diyarbakır, 2000 yılından bu yana, her 22 Nisan’da kamu-yerel-sivil işbirliği ile Surları temizleyerek, küresel çevre etkinliği “22 Nisan Dünya Günü” (“Earth Day”) kampanyasına da katılıyor.

Nevin SOYUKAYA, ÇEKÜL Vakfı Bölge Koordinatörü


6. Mimarlik Ogrencileri Bulusmasi:
"Algı ve His"-


6-10 Subat 2002 - Beyoglu



1997 yilinin Şubat ayinda Gazi Üniversitesi'nde birinicisi düzenlenen ve gectigimiz yil besincisi İstanbul'da gercekleştirilen Mİmarlik Ogrencileri Bulusmasi'nin altincisi bu yil İstanbul-Beyoglu'nda düzenlenmektedir. Tema "Algi ve His" olarak belirlenmiştir.

Bu yil da gecen yil oldugu gibi organizasyonu YTU, MSU, İTU ve İstanbul Kultur Universitelerinden ogrenciler yurutmektedir.

Farkli yontemlerle egitilmis mimarlik ogrencilerini bir cati altinda toplayip, birbirleriyle, diger disiplin ve yorumlarla tanistirmayi hedefliyoruz. Bu hedef kapsaminda bircok degerli mimarin, sanatcinin ve yazarin da katilimiyla atolye calismalari, geziler, seminerler ve kultur-sanat etkinlikleri duzenlenecektir.

Bu kapsamda, CEKUL'de iki adet atolye calismasi var; birincisi Aysen Ciravoglu'nun "Ortuk Kentsel Kurgularin İzinde", ikincisi ise ressam Cavit Mukaddes'in "Leonardo Da Vinci Kopru Modeli". İki atolye calismasi da persembe, cuma ve cumartesi gunleri olmak uzere üc gun surecek.

Ayrica Ebru Kamaci ile Sezgi Ustun'un "Beyoglu Tarihindeki Sinemalar, Tiyatrolar Gelişim ve Donuşumleri" başlikli gezi programinin bulusma noktasi CEKUL Binasi olacak.
Ayrintili bilgi icin www.atolye5.8m.com

Gorusmek uzere,

Görkem Kızılkayak

Pazartesi, Ocak 28, 2002

Tarihi Kentler Birliği Antakya Toplantısı- 26-27 Ocak 2002


Unutulamayacak bir "Buluşma":


Antakya Bulusmasi-Pankart

Tarihi Kentler Birliği Antakya Toplantısı- 26-27 Ocak 2002


Toplantı acilisi
Tarihi Kentler Birliği'nin Hatay Valiliği ve Antakya Belediyesi evsahipliğinde, "Antakya Buluşması" başlığı altında, 26 ve 27 Ocak 2002 tarihleri arasında düzenlediği, İç İşleri Bakanlığı Bakan, Müsteşar ve yöneticileri, merkezi ve yerel yönetimlerin yöneticileri, bilim insanları, sivil toplum kuruluşları ve Antakya halkının katıldığı toplantı başarıyla gerçekleştirildi. Program aşağıdaki gibiydi:


26 Ocak 2002 – CUMARTESİ


10.00 Saygı Duruşu
İstiklal Marşı
10.10 Açılış Konuşmaları
İris Şengül ŞENTÜRK, Antakya Belediye Başkanı
Erdoğan BİLENSER, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı ve Tarihi Kentler Birliği Başkanı
Zeki ŞANAL, Hatay Valisi
Muzaffer ECEMİŞ, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı
Rüştü Kazım YÜCELEN, İçişleri Bakanı (İç İşleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen ve Hatay Valisi Zeki Şanal'ın yaptıkları açılış konuşmalarının tam metinleri Antakya Rehberi 'nde yayında !)

10.45 “Örnek Koruma Projeleri ve Uygulamaları Teşvik Ödülleri” Töreni Odul Toreninden sonra...
11.15 “ Tarihi Kentler Birliği’nin 2002 Yılı Hedefleri”
Yöneten: Erdoğan BİLENSER
Konuşmacılar: Prof. Dr. Metin SÖZEN, ÇEKÜL Vakfı Başkanı
    Kayhan KAVAS, Mahalli İdareler Genel Müdürü
    Eşref GİRGİN, Orman Bakanlığı Müsteşar Yrd.
    Ülkü SAYGILI, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Gn.Md.Yrd.
    Nurettin YARDIMCI, Vakıflar Genel Müdürü (yerine Vakıflar Genel Müdürü Yrd. Ahmet Tanyolaç katıldı)
    Dr. Bekir KUMBUL, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı
    Cengiz VARNATOPU, Edirne Belediye Başkanı
    Naif ALİBEYOĞLU, Kars Belediye Başkanı
    Orhan SAY, Talas Belediye Başkanı
    Ahmet BAHÇIVAN, Şanlıurfa Belediye Başkanı

13.00 Ara
14.30 Panel: “ANTAKYA’DA KORUMA ÖNCELİKLİ İMAR VE PLANLAMA HEDEFLERİ”

Tema: Antakya’da; kentin tarihsel merkezinin yaşatılmasını ve kültürel dokusunun korunmasını esas alan; ayrıca Asi Nehri havzası ve kent/ova ilişkilerinin dengeli kurulmasını hedefleyen ve Antakya kentsel yerleşme-gelişme alanındaki Merkez ve diğer belde belediyeleri arasında bu ilkeleri gözeten bir imar uyumunu sağlayacak planlama bütünselliğinin sağlanması için ilke, yöntem ve çalışma aksları.

Yöneten : Prof. Dr. Metin SÖZEN

Panel Gerekçesinin Sunuşu: Oktay EKİNCİ

Konuşmacılar:

    Feridun DUYGULUER – Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teknik Araştırma ve Uygulama Gn.Md. (Katılamadı)

    Prof. Dr. Cevat GERAY - Tarihi Kentler Birliği Danışma Kurulu Üyesi

    Av. Derviş PARLAK - Tarihi Kentler Birliği Danışma Kurulu Üyesi

    Prof. Dr. Zekai GÖRGÜLÜ - Tarihi Kentler Birliği Danışma Kurulu Üyesi

    Prof. Dr. Ülkü AZRAK - Tarihi Kentler Birliği Danışma Kurulu Üyesi

    Prof. Dr. Haluk ABBASOĞLU - Tarihi Kentler Birliği Danışma Kurulu Üyesi


17.30 Çay Molası

18.00 Forum – Tartışma

Yöneten: Fikret TOKSÖZ – M.B.B. Gn.Skr. ve Tarihi Kentler Birliği Danışma Kurulu Üyesi (Katılamadı)

Genel Değerlendirme: Prof. Dr. Ruşen KELEŞ - Tarihi Kentler Birliği Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ruşen Keleş, genel degerlendirmeyi yapiyor





"OTOBÜS-FORUM"



Tarihi Kentler Birliği’nin “Antakya Buluşması” ile ilgili bu haberimiz, sondan başa doğru gelişiyor! Antakya’da 26 Ocak Cumartesi günü yapılan toplantının ardından Harbiye, Boğaziçi tesisinde neşeli bir akşam yaşandı. Amatör müzisyenlerden oluşan belediye korosu, başarılı bir konser verdi, halk oyunları oynandı. Ertesi gün, eski Antakya’nın “Kültür Parkuru”nda hızlı bir tur yapıldı. Farklı dinlere ait yapıların “biraradalığı” görüldü.

Grup toplu halde



Uydukent’te yenen nefis Antakya yemeklerinin (hele içinde künefe peyniri bulunan irmik helvası olağanüstüydü) ardından, herkes kendi kentine doğru yola çıktı. Yola çıkılmadan önce eşleriyle birlikte grubu uğurlayan, sıcakkanlı evsahipleri Hatay Valisi Zeki Şanal ve Antakya Belediye Başkanı İris Şentürk ve bu başarılı organizasyonda rol alan tüm Antakya ekibi üyeleri ile teker teker vedalaşıldı. İstanbul’a uçakla gideceklerin, Adana Havalanına gitmek için bindikleri otobüste ise toplantı devam ediyordu. Aşağıda bu konu ile ilgili olarak tutulan notları sunuyoruz.

Tarih:27 Ocak 2002, Pazar öğleden sonrası

Yer: Otobüs

Güzergah: Antakya-Adana


Tarihi Kentler Birliği Danışma Kurulu üyesi ve TMMOB Başkanı Oktay Ekinci:


“Kurulduğumuzdan bugüne kadar geçirdiğimiz sürede tüm toplantılar ve etkinlikleri olabildiği kadar somutlaştırmak ve berraklaştırmak için, her ortamı değerlendiriyoruz. Dolayısıyla, şimdi Antakya’dan Adana’ya kadar katedeceğimiz yolda “Antakya Buluşması”nı değerlendireceğiz. Söyleyecekleriniz, hem “Yerel Kimlik” dergimizde, hem de elektronik ortamda yayınlanacaktır. Şimdi izninizle, ilk değerlendirmeyi, dünkü toplantının genel değerlendirmesini yapan Sayın Ruşen Keleş’ten isteyelim, sonra sırayla herkes lütfen mikrofona gelsin”...


Prof. Dr. Ruşen Keleş - TKB Danışma Kurulu Üyesi

Dünkü değerlendirmem kişisel bir değerlendirme değildi. Antakya Buluşması’nın gerçek katkısı ne olmuştur? Konuya gerek mahalli, gerek merkezi idarenin büyük ilgisi var. Büyük ilgi amaç açısından yeterli mi? Değil. Mahalli ve merkezi idareyi etkileyen bazı faktörler var. Bunları aşmalarına nasıl yardım edilir, bu önemli. Bence bunun için konuyu kısa, orta ve uzun vadeli ele almalı. Kısa vadede bazı evlerin, yapıların, sokakların, kısaca bazı doku parçalarının restorasyonu ile işe başlanabilir.

Erdoğan Bilensel- TKB Başkanı, Bursa Büyük Şehir Belediyesi Başkanı


Doğrusu bu sabahki Encümen Toplantısı’nın yerine bu geziyi düzenlemekle çok iyi ettik. Yoksa olumsuz izlenimlerle ayrılacaktık. Bu sabahki geziden sonra Antakya’nın birçok özelliğini koruduğunu gördük ve çok olumlu izlenimlerle ayrılıyoruz. Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı’nın yerel yönetimler ve imar ile ilgili bölümlerini ise Encümen Toplantısı’nda konuşmamız gerekiyor.

İbrahim Uslu- Tokat Belediyesi Proje Md.


Dünkü toplantıda korumacılığın bir “virüs” gibi yayıldığından sözedildi. O virüsün hepimize geçmesi dileğiyle hepinizi Tokat’a bekliyorum. Ayrıca Tarihi Kentler Birliği’nin uygulamacılara eğitim olanağı sağlamasını diliyorum. Çünkü, seçilenler değişir, uygulamacılar kalır.

Derviş Parlak, TKB Danışma Kurulu Üyesi


Bu toplantı olmasaydı, Antakya’nın eski meclis binasının kamulaştırılması ve restorasyonlar konusu böylesine ivme kazanamazdı. Belde belediyeleri meselesi ise daha uzun zaman tartışılacak...

Prof. Dr. Zekai Görgülü, TKB Danışma Kurulu Üyesi

Tarihi Kentler Birliği, sinerji yaratıyor. İletişimi kurumsallaştırıyor. Şu anda uygulayıcı kurumlarla çok içiçe. Bundan sonra, “teori ve pratik”in daha çok birarada tutlması iyi olacak. Ancak, bunun için tartışma konularının Encümen’de ve Danışma Kurulu’nda bu tür toplantılardan daha önce masaya yatırılması gerek.

Prof. Dr. Haluk Abbasoğlu - TKB Danışma Kurulu Üyesi

Organizasyon çok iyi idi. Belediye ile vilayet arasındaki uyum, iyi sonuçlar doğuracağa benzer. Üniversite biraz dışarıda kalmıştı.

Prof. Dr. Ülkü Azrak - TKB Danışma Kurulu Üyesi

Uygulamacıların bakış açılarını görmek ilginç idi.

Kayhan Kavas- TKB Danışma Kurulu Üyesi, İç İşleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Md.

Tarihi Kentler Birliği olarak bugüne kadar hep değerlerimizi koruduk. Bunların başında, her gidilen yerde, toplantının ardından restorasyon için iskeleler kurulması gelir. Antakya Buluşması’nın ardından da bunun gerçekleşmesi çok önemli. Bu Birliğin uygulamaya verdiği değerin bir göstergesidir. Ayrıca, Üniversite’nin dışta kalması çok büyük bir açıktı.

Naif Alibeyoğlu, Kars Belediye Başkanı

Tarihi Kentler Birliği muhteşem bir birlik. Ancak, Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı’nın kesinleşmeden önce iyi değerlendirilmesi gibi konularda somut yararlar sağlamalı. Yoksa bu birlik çözülür. Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı nüfusu esas almış. Oysa Kars’ın gece ve gündüz nüfusu farklı...

En az kaynak alan bir kentin temsilcisi olarak sorunlarım büyük. Kars ile Antakya arasında 60 derecelik bir fark var. Biz –41, Antakya; 20 derece. Burada yeni yapılan bir yol yıllarca dayanır. Kars’ta soğuk ve buzlanmalardan ötürü 1 yıl. Su sorunumuz var. Kars bir “ahır-kent.” Büyük baş bir hayvan 10 insanın içtiği suyu içiyor. Bir de hayvansal atıklar da var. Hayvancılık ölüyor. Ticaret yok. İşsizlik çok. Göç var. Gidip büyük şehirlerin başına bela oluyorlar. İnsanlara kendi yaşadıkları yerlerde mutluluk yaratmayı düşünen yok. Biz seçilmiş belediye başkanları aynı bizim gibi seçilmiş bakanların kapısında para dileniyoruz. Milletvekilleri biz belediye başknalarının güçlü olmasını istemiyorlar. Ayda 100 milyar lira gelirimiz var. Buna karşılık 300 milyar maaşlar tutuyor ve daha hizmet götürülecek sorunlar var. Bizden önceki başkan 8 ay maaş ödememiş. 10 milyon dolar borçla devraldık belediyeyi. Dışarıdan başkanlık iyi bir konum gibi duruyor ama inanın ben şimdi daha çok “köle” oldum...


Adnan Genç, Demre Belediye Başkanı, Antalya

Ben, her toplantı dönüşü bir iki müteahhit bulup, bir iki onarım yaptırıyorum. Devlete daha hiç gitmedim. Kimseden de hiçbirşey beklemiyorum. Böylesi daha iyi.

İbrahim Bostanlı, Hattuşa-Boğazkale Belediye Başkanı, Çorum


Tarihi Kentler Birliği’nin kuruluş toplantısından sonrakilere katılamadım. Bizim Hattuşa İsa’dan önceki 2000’li yıllarda Hitit imparatorluğunun başkenti imiş. 1 asırdır kazı yapılıyor ve hala 3 asır daha kazı yapılabilecek malzeme var. Bizim ilçe olmamız, Evren Paşa’nın Cumhurbaşkanlığı zamanına rastlar. Yurtdışında farklı ülkelerde kendisine Hattuşa ile sorular sorulması üzerine bizi ziyarete gelip, sonra da ilçe olmamıza vesile olmuştur. 1999’da küçük bir ofis, bir masa bir telefon ve bir faksla devraldık belediyeyi devraldık. Tarihi Kentler Birliği tavsiye kararları ile bizim turizm potansiyelimizi doğru değerlendirmememize yardımcı olabilir. Ayrıca Tarihi Kentler Birliği üyelerinin bulunduğu yörelere kültürel turlar düzenleyebilirse çok iyi olur.


Mithat Kırayoğlu, TKB Danışma Kurulu Üyesi, ÇEKÜL Vakfı Başkan Vekili
Türkiye bayağı kesirler ülkesi. Kesirler toplanmaz. Toplamak için ortak payda bulmanız gerek. Ortak payda da bu ülkede bir türlü bulunmaz. Ama Tarihi Kentler Birliği’nde bu kolaydır. Biz burada bazı kesimleri ortak paydalarda -kültürel miras- bir araya getirebiliyoruz. Kimler onlar? Merkezi yönetim, Yerel yönetim, Bilim adamları, sivil toplum kuruluşları... Şimdi bir tepe noktasındayız. Artık hızı düşürmemek için vites değiştirmemiz gerekiyor. O vites değişikliği de “somut ürünler”e yönelmektir...

Hasan Özgen- Tarihi Kentler Birliği Danışma Kurulu Üyesi, ÇEKÜL Vakfı Yüksek Danışma Kurulu Üyesi

Belediye başkanları nasıl daha katılımcı olur? Sorunlar kadar deneyler de paylaşılmalı. Belki asıl toplantılar yapılırken, bir takım alt çalışma grupları oluşturulabilir. Ayrıca artık Tarihi Kentler Birliği toplantı formatında salt mimarlık değil, daha spesifik disiplinlere ihtiyaç var.

Mehmet Ata Tansuğ, ÇEKÜL Vakfı Yüksek Danışma Kurulu Üyesi

Antakya sorunlu bir şehir. Bir taraftan “büyük şehir” olamamış fakat bir “abla-ağabey şehir” gibi bazı sorumlulukları sırtlanıyor. Tarihi Kentler Birliği’nin Antakya’ya ne katacağına bu açıdan da bakmak gerek. Bu kentte bu çerçevede yapılan üçüncü toplantı bu. Şimdiye kadar herhangi bir sivil mimari yapısının yenilenmesi bağlamında yenileme örneği verilmemiş. Bunun mali zorluklardan kaynaklandığı sanılmakta, oysa sorun öncülük yapılacak noktanın seçilmesi ve harekete geçilmesinde. Yoksa Antakya çaresiz şehir değil.

Nurettin Çermeroğlu, Adana Büyük Şehir Belediyesi, Kültür Danışmanı


Hattuşa ile Adana akrabadır. İpek konusunda. İlk kez milattan sonra 325’te İmparator Jüstinyanus Adana’nın pamuk konusunda bir cennet olduğunu farketmiş. İpek ise o zamana kadar yalnız Çin’liler tarafından sırları korunan bir dokuma türü imiş. Jüstinyanus, İran’dan ikna kabiliyeti yüksek bir grubu görevlendirmiş ve Çin’e göndermiş. İranlı’lar, Çinli, rahiplerden ipeğin sırrını öğrenip, kozaları da alıp Adana’ya getirmişler ve ipekçilik böylece Anadolu’ya gelmiş. Böylesi birikimler kültürel turizm projeleri açısından girdi oluşturmalıdır.

Saniye Öz, Tarihi Kentler Birliği Genel Sekreteri, Bursa Büyük Şehir Belediyesi Etüd Proje Daire Başkanı

Tarihi Kentler Birliği ile çok ilginç kazanımlar sağlanıyor. Örneğin bizim “Tarihi Çevre Koruma Yenileme Proje Müdürlüğü”müz var. Bu birim yalnız İstanbul ve Bursa’da vardı. Tarihi Kentler Birliği’nden sonra yayılmaya başladı. Mesela “Tarihi Çevre Bürosu” kuran belediyeler var şimdi. Biz, “Osmanlı Tarihi Kültür Yolları” projesini ilk kez Tarihi Kentler Birliği’nden sonra düşünmeye başladık. Bu proje, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nin de Tarihi Kentler Birliği’ne katılmayı düşünmesine yol açtı. Tarihi Kentler Birliği’ne üye şehirler arasında bundan sonra daha geniş katılımlı proje zincirleri oluşturulmalıdır. Ortak kültürleri olan şehirler, mesela ipek ile uğraşan kentler... Böylece amaca ulaşmak için daha güçlü olunur...

Cavit Çalı, Tarihi Kentler Birliği Saymanı, Bursa Büyükşehir Belediyesi, Giderler Şube Md.

Belediyeler, mali özerklik verilmemiş, eli kolu bağlı kurumlardır. Hükümetle belediye yapacağı işleri birbirinden ayırmalıdır. Buna göre hangi vergiler devlete ait olacak, hangileri belediyeye kalacak belirlenmelidir. Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı da buna göre değerlendirilmelidir. Bu arada Tarihi Kentler Birliği üyelerinin de aidatlarını yatırmaları lazım. 77 belediyeden 22’si ödemiş durumda sadece. Bilindiği gibi, aidat, belediyelerin bir önceki yıl gelirlerinden borçlar çıktıktan sonra onbinde beşidir ve bu da büyük bir rakam sayılmaz. Mesela bizim belediyeninki 11 milyar tutmuştur. Bu para ile Bursa’da hiçbirşey yapamazsınız, ama ortak güçlükllerin aşılması için bulunacak çözümlerden ve kaynaklardan yararlanma payı olarak bakıldığında bunu vermeye değer. Nitekim biz Birlik başkanlığı Bursa’da olduğu için masraflar yapmaya başlandığında biz ilk olarak Bursa Belediyesi’nden tahsilat yaptık.

Mehmet Eriş, Ödemiş Belediye Başkanı


Bizde Tarihi Kentler Birliği ile Ödemiş Arastası restorasyon projesi başladı ve bu iş için 40 milyar TL gönderildi. Valilik’te takıldık mamafih. Aslında Birgi de bizim için çok büyük önem taşıyor. Tarihi Kentler Birliği, bu gibi durumlarda, aynı yönde düşünemeyen belediyeler ile valilikler arasında düşünce birliği sağlamalıdır. Ayrıca, bu otobüste yaptığımız şu iletişim, başlıbaşına bir Panele dönüştü, bunun için önerim, bundan böyle yolculukların uçakla değil, hep otobüsle yapılmasıdır.


Dr. Osman Gürün, Muğla Belediye Başkanı

Yeniden güç kazanmış olarak kentimize dönüyoruz. Tarihi Kentler Birliği toplantılarında aslında tüm ülkenin kültür mozayiğini yakından görme şansına kavuşuyoruz. Bu artı değeri halkımıza anlatırsak, dünya karşısında duyduğumuz kompleksi aşmamız da kolaylaşır. Tarihi Kentler Birliği bir üst kimlik olarak bizi partilerin, bölgelerin v.d. üzerinde buluşturuyor. Kültür bazında olduğu için Tarihi Kentler Birliği, bu bağlamda Belediyeler Birliği’nden de daha önemlidir. Nitekim yeni İç İşleri Bakanı da, sağlam bir temel bulduğu için konuya sahip çıktı. Tarihi Kentler Birliği, bakanlıklar arasında da iletişim sağlıyor. İç İşleri ile Kültür gibi. Evet, Üniversite dışta kalmıştı ama, üniversiteler zaten hangi konularda ülke sorunlarına somut çözüm üretiyor ki? Bu husus da demek ki Tarihi Kentler Birliği’nin gündeminde yer almalıdır. Sonuç olarak, her kentte somut bir sorunun ortak katılımla karara bağlanması iyi olacaktır. Tarihi Kentler Birliği’nin tanıtımı da uluslararası formatta yapılmalıdır. Belki de ÇEKÜL, profesyonelce nereye “zoom” yapılması gerekli, hangi formatta standardizasyon yapılmalı belirlemeli ve tanıtım buna göre yapılmalıdır.

Aytaç Durak -Adana Büyük Şehir Belediye Başkanı

Bu Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı saçmadır. Öyle bazı maddeler var ki, bunlarla belediye başkanları her an “içeri” girebilirler. Bakanlıkların gereği yoktur mahalli idarede... ( Otobüs Adana sınırlarına girdiğinde söz alan Sayın Durak, konuşmasının kalan kısmını "Yeni Adana" üzerine sürdürdü ve otobüsün rotasını bu bölgeye çevirerek, kısa bir turla Adana'nın bu bölgesini gezdirdi)

Prof. Dr. Metin Sözen- TKB Danışma Kurulu Üyesi, ÇEKÜL Vakfı Başkanı


Tarihi Kentler Birliği’nde, düşüncenin sağlığa kavuşması, sağlıklı düşüncenin eyleme geçmesi arasındaki sürenin kısalması gerekiyor. Ayrıca belediye birliklerinin önemini de gözardı etmemeli. Bunlar Türkiye’nin demokratikleşmesi sürecinde Tarihi Kentler Birliği’nde olduğu gibi, biriken bilgilerin aktığı alanlar olacaktır. Artık hiç birşey eskisi gibi değildir. Türkiye bir dönüşüm yaşamaktadır. Bu dönüşüm sürecinde kendini diri tutan birey, kurum ve kuruluş olmak önemlidir. Bu süreçte para göründüğü kadar önemli değildir. Para her zaman bulunur. Önemli olan Türkiye’de ilk kez kaynakların çok yönlü, aşağıdan yukarıya doğru yeniden yaratılmasıdır. Ayrıca bu otobüsteki konuşmaların hepsi de çok içtendi, geleceğe katkı niteliğindeydi. Bu da Tarihi Kentler Birliği üyelerinin birbirine duyduğu güveni gösteriyor.



ANTAKYA'DA NELER GÖRDÜK?...


Kent Merkezi / Asi Nehri ve çevresi...

Hatay Meclisi'nin toplandığı sinema Aynı sinema (Ülker) girişi

Antakya'nın doğal ve tarihi zenginlikleri...
Samandağ'da:

"Beşikli Mezar"
Kayalardaki tarih...
Doğal tünel (Titus Tüneli) /Doğal -antik-liman...
(Bu konuda Okuyan Us'ta İdil Karaata'nın "Güneydoğu Notları"na bir göz atmanızı hararetle öneririz...
)
T.K.B Başkanı, Danışma Kurulu Üyeleri ve Genel Sekreteri taşköprüde...
T.K.B ve Ödemiş Belediye Başkanı...
Güleryüzlü bir Samandağ sakini...

Tarihi dokuda "Kültür parkuru"...

"Zenginler Mahallesi" sokakları... iki farkli sokak lambasi ve sokagin levhasi

Ve Metin Hoca yine iş başında:

neyi cektigi asagida!
butun dinlerin hosgoru icinde birarada yasadigi Antakya
ayni karede Cami ve kilise caniAynı karede kilise çanı ve caminin minaresi...


Resimlerin devamı ÇEKÜL ALBUMÜ'nde... (Bkz. Tarihi Kentler Birliği Resim Albümü)



Perşembe, Ocak 24, 2002

Bigadiç'ten davet var!



Etkileşimli iletişim dediğiniz böyle olur! Geçtiğimiz ay yayınladığımız Bigadiç haberinin kahramanlarından Bigadiç Web sitesinin tasarımcısı ve editörü Sayın Fehim İlhan'dan aşağıdaki mesaj geldi:

"Nazik mektubunuz ve yayınlarınızda bize ayırdığınız yer için teşekkür ederiz.

Açılış sırasında çekmiş olduğunuz güzel fotoğraflardan faydalanarak sitemizde (www.bigadic.gov.tr) müze için bir bölüm hazırladık. Ayrıca sitede eksik olan diğer bölümleri de tamamlamış bulunuyoruz. Sizi, herkesin ilgisini çekecek birşeyler bulabileceğiz siteye davet ediyoruz.

Selam ve saygılarımla,

Bigadiç Sitesi Tasarımcı-Editörü, Fehim İLHAN


Metin Hoca'nın objektifiyle Bigadiç'ten saptamalar.. ( Gerçi, kendisi o gün Antakya'daki Tarihi Kentler Birliği toplantısından sonra muhtemelen buna benzer bir durumda olacak, ama...)



Prof. Dr. Metin Sözen bu Cumartesi günü, ekranda "Çevre" Programının konuğu...



Bu Cumartesi TGRT televizyonu Çevre Programının "Bir Porte" bölümünde ÇEKÜL Başkanı Prof. Sözen konuk olacak... Saat 15.00'te!




Çarşamba, Ocak 23, 2002

ÇEKÜL'ün bu haftaki toplantı gündeminde hangi maddeler yer aldı?



Tarihi Kentler Birligi Toplantısı



Tarihi Kentler Birliği’nin genişletilmiş Encümen toplantısı 26-27 Ocak 2002 tarihlerinde Antakya’da yapılacak. Toplantıya, Tarihi Kentler Birligi Üyelerinin yanısıra, İçisleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Muzaffer Ecemis, Hatay Valisi Zeki Sanal, Orman Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Eşref Girgin, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdür Yardımcısı Ülkü Saygılı ve Vakıflar Genel Müdürü Dr. Nurettin Yardımcı katılacak...

Antakya’da koruma öncelikli imar ve planlama hedeflerinin yanısıra, Tarihi Kentler Birliği’nin 2002 yılı hedefleri de tartışılacak ve “Örnek Koruma Projeleri ve Uygulamaları Teşvik Ödülü” töreni yapılacak. ÇEKÜL ve Mimarlar Odası’nın girişimi üzerine 52 belediye ile 22 Temmuz 2000 tarihinde kurulan Tarihi Kentler Birliği, kentlerin kültürel ve tarihsel miraslarını korumada belediyeler arasında dayanışma ve işbirligi sağlayan çalışmalarını şevkle yürütüyor. Üye belediye sayısı bugün 77’ye ulaşmış durumda...

* * * * * * * * * * *

İkinci El Giysi Köşesi



Giymediginiz, kullanmadığınız giysilerinizi yeniden hayata kazandırmak ister miydiniz?
Hepimizin evinde artik ilgi duymadığımız veya üzerimize olmayan, ya da bir zamanlar heves ile alıp da, hiç giymediğimiz şeyler mutlaka vardır. Onları ne atmaya, ne de birilerine vermeye kıyabiliriz. Öyle durup durular. Oysa, onlar “dışarıya çıksalar” belki de başkalarının çok işine yarayabilir. Bu amacla, ÇEKUL Merkezi’nin giriş katinda “İkinci El Giysi Köşesi” oluşturmaya karar verdik. Kullanmadığınız, sağlam ve temiz giysileri gönüllü üniversite oğrencilerimize ulaştırmak icin sizlerin desteğini bekliyoruz. ÇEKÜL Vakfı’na bağışlayacağınız bu giysiler, “İkinci El Giysi Koşesi”nde düşük fiyatlardan üniversite oğrencilerine satılacak. Amacımız hem ikinci el giyisileri değerlendirmek, hem de üniversite gençlerine bu bağlamda destek olmak... Ayrıca, bu kampanyaya katılarak ÇEKÜL Vakfı’na da katkıda bulunmuş olacaksınız. Bu işle ilgilenecek gonüllüleri CEKUL’e bekliyoruz.

Bu konu ile ilgili ayrıntılar için ÇEKÜL 212) 249 6464 - 251 5444 no'lu telefonlarından ya da e-posta yoluyla Muge Arslan’ı arayabilirsiniz.

* * * * * * * * * * *

“7 Kitap Kütüphanesi”ne Yeni Gelen Yayınlar”



Çalışmalarında geniş bir katılımcı kitlesini bilgilendirmeyi ve belirli bir bilinç düzeyine ulaştırmayı varlık nedeni olarak gören ÇEKÜL'ün "Anadolu Araştırmaları ve Uygulamaları Merkezi"ne bağlı “7 Kitap Kütüphanesi”ne Ocak ayı içinde armağan edilen yayınlar:

  • Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık’tan; "Edirne: Serhattaki Payitaht", "Diyarbakir: Muze Sehir", "Pek Sevgili Beybabacıgım- Yayha Kemal’den Babasına Kartpostallar", "Avni Lifij ve Her Gune Bir Masal".

  • İstanbul Universitesi Yayınlarından; "Türkiye Arkeolojisi ve İstanbul Universitesi".

  • Ogrenci Gonullumuz İlkay Balic'ten; "Protection et Animation Culturelle des Monuments, Sites et Villes Historiques en Europe".

    Sizler de bağış yapmak ve yayınlarımızdan yararlanmak istiyorsaniz Cekul Vakfı’nı arayınız!

    * * * * * * * * *

    “Eski Evlere Ahşap Yardımı”



    Yasalarla koruma altına alınan tescilli kültür varlığı binalarının restorasyonlarına Orman Bakanlığı'nca ucuz kereste tahsis edilmesini öngören yönetmelik, Bakanlar Kurulu'nca onaylanarak Resmi Gazete'nin 21 Haziran 2001 tarih ve 24439 sayılı baskısında yayınlanarak yürürlüğe girmişti. Buna göre, bundan böyle Koruma Kurulu'nca “kültür varlığı” olarak saptanan sivil mimarlik örneklerinin ya da anıtsal yapıların restorasyonu, restitüsyonu (yok olan kısımların tamamlanması) ve rekonstrüksiyonu (yeniden inşaı)uygulamalarında orijinal malzemeyi kullanabilmek için gerekli ahşabı, Orman Bakanlığı piyasa fiyatının çok altındaki tahsislerle yapı sahibine verecek.
    Ancak, ahşap tahsis edilecek yapının tapuda “eski eser" şerhinin bulunması ve Koruma Kurulu'nca onaylı projeye göre keşfinin yapılmıs olması koşulu öngörülmektedir.

    * * * * * * * * * *





  • Cuma, Ocak 11, 2002

    DİKKAT ! "Sürdürülemeyen"! enerji ve aydınlanma kaynaklarından kötü etkilendik...


    "Acil Durum" telefon ve e-posta adreslerimizi kaydedin



    Merkez binamızın bulunduğu bölgede bir haftadır elektrik kesintileri yaşanıyor. Biz de bu durumdan fena halde etkileniyoruz. Bu arada bizi arayan, ana web sitemiz üzerinden "7 Ağaç" armağan etmek isteyen ve bize ulaşamayanlardan özür diliyoruz.
    "Nöbetçi 7 Ağaç'çı"mız Sevinç Baliç, kesintileri telafi için bazen gündüz, hemen her akşam da evinden kayıtları almayı sürdürüyor. Bu nedenle herhangi bir biçimde "7 Ağaç" siparişleriniz için bize ulaşamazsanız; lütfen şu numaraları deneyiniz:

    Gece, Tel: 212- 292 1239 / e-posta: S.Balic
    Gece ve gündüz GSM: 0532 366 9403

    Tesekkür ederiz. :)





    Perşembe, Ocak 03, 2002

    Dünya Günü Yaklaşırken...




    "Dünya Günü", ilk kez 1970 yılında, ABD’de, Harvard Hukuk Fakültesi öğrencisi Denis Hayes’in ortaya attığı “Kim demiş dünyayı değiştiremezsiniz diye? Bir tek insan bile dünyayı değiştirebilir!” sloganıyla başlatıldı.

    30 yıldır sürdürülegelen “Earth Day”= “Dünya Günü”, 22 Nisan 1970’te Senatör Gaylord Nelson’ın yaptığı çağrı üzerine, ABD’de 20 milyondan fazla kişinin katılımıyla kutlandı. Hareketin çıkış noktası, tüm dünya sakinlerinin ilgisini çekecek, çevre için işbirliği yapmaya yönetlecek, ortak kabul görecek bir kavram bulmaktan geçiyordu. O kavram da gezegenimizin simgesel “yaşgünü” olduğu idi: “22 Nisan” ! “22 Nisan”ı yeryüzünün simgesel yaşgünü ilan ederek, tüm dünya yurttaşları, üzerinde yaşadıkları gezegene sahip çıkma bilincinin yerleşmesi için elele vermeye davet edildi.

    “Dünya Günü”nün amacı, çevreye duyarlı ve korumacı her türlü davranış biçiminin, yılda bir kez, global bir etkinlikte buluşarak, çabaların geniş kapsamlı ve kalıcı kılınmasıdır.

    Dünya Günü Türkiye Ulusal Koordinatörlüğü görevini 2000 yılından bu yana ÇEKÜL Vakfı yürütmektedir. Geçen yıllarda öne çıkan “Temiz Enerji” teması, bu yıl yerini “Evimizi Koruyalım” sloganına bıraktı. (Nitekim son günlerdeki doğal gaz sorunları, "Temiz enerji" konusunun daha iyi anlaşılmasına da yol açmakta...) Bu küresel çağrı, kaynaklarımızın doğru kullanımı, geleceğimize yön verme doğrultusunda dünyanın görüntüsü ile birlikte belirecek. Sorunlarımız küresel ve seçeneklerimiz çok net. Evimizi yok etmeye devam edersek, ne üretim kalacak ne politikalar, ne de hayat..

    Aşağıda 22 Nisan Dünya Günü etkinliklerine katılmak için nasıl bir yol izleneceğine dair kılavuzun Türkçe metnini sunuyoruz. Vaktimiz var, seçeneklerimiz bol, etkinliklere ister birlikte istersek tek başımıza katılarak “çevre koruma” bilincinin geliştirilmesine katkı koyalım... Z. Boratav, Genel Koordinatör.

    Dünya Günü Organizasyon Kılavuzu:


    Öncelikle:

    • Dünya günü için bir proje veya kampanya başlatınız.
    • Bu proje veya kampanyayı Dünya günü tarihinde duyurunuz.
    • Dünya Gününde bir eğitim faaliyeti planlayınız, örneğin: çevre konularında herkesi bir araya getirecek harekete geçirecek Dünya Günü panayırı, uçurtma şenliği, piknik, doğa yürüyüşü, fener alayı, konser, kermes, vs. yapınız.
    • Eğer bir kurum veya kuruluş iseniz, Dünya Günü’nde, halkı kurumunuza davet edip, çevre konularında yaptıklarınızdan haberdar olmalarını sağlayınız
    • Ya da hepsini bir arada yapınız: Halka, ulusal ve yerel basına planlandığınız faaliyeti ve geçmiş yıllarda yaptığınız faaliyetleri anlatan duyurular yapınız.



    Harekete Geçiniz:
    Dünya Günü için yapılan mevcut çalışmaların içinde yer alınız veya kendiniz çalışmalarınıza başlayınız. Öncelikle işe, çevrenizde bugün için hangi faaliyetlerin planlandığını öğrenmekle başlayınız:
    • Internet yolu ile EarthDay Net veya ÇEKÜL sitelerinden geçmiş yıllarda yapılan faaliyetleri ve bölgenizde bu yıl yapılması planlanan faaliyetlerin listesine göz atınız.
    • Dünya Günü etkinlikleri bölge koordinatörü ÇEKÜL Vakfı’nın açmış olduğu Dünya Günü iletişim/haber grubuna üye olunuz. ( Bu sayfanın en altındaki kutuya adresinizi bırakarak ya da şu adrese http://groups.yahoo.com/subscribe/dunyagunu ziyarette bulunarak...)
    • Yerel çevre grupları ile iletişime geçip dünya günü için neler planladıklarını öğreniniz.
    • Olası katılımcıları belirlemek için faaliyetleri hızlandırma toplantıları yapınız. Dünya günü faaliyetlerine yardımcı olmak isteyen ya da planlamış olan sivil toplum kuruluşlarını veya inisiyatiflerini toplantılarınıza davet ediniz.
    • Özel sektörü faaliyetlerinize dahil ediniz. Çevre koruma bilincinin giderek daha çok yükseldiği iş çevreleri, doğa dostu faaliyetlere katkı koymanın yollarını aramaktadır. Nakdi ve gönüllü yardıma ilave olarak, çevre koruma konusunda ayni yardımlar da iş çevreleri tarafından yapılabilmektedir.



    Toplantılarda:
    Katılımcıların isimlerini, elektronik posta adreslerini ve diğer iletişim numaralarını temin ediniz. Onlara, bu toplantıya geliş sebeplerini sorunuz. Bu yolla, katılımcıların bilgilerini yeteneklerini nerelere kullanmak istedikleri, sizin hedeflerinizle nasıl örtüştüğünü görme fırsatını yakalayabilirsiniz.

    Bir Organizasyon Şeması Oluşturunuz:
    Eğer diğer organizatörler ile bir arada çalışmak istiyor ve kendi Dünya Günü grubunuzu oluşturmak istiyorsanız, aşağıdaki temel fonksiyonları dikkate alınız:

    • Proje/faaliyet planlanması
    • Fon Yaratma
    • Malzeme, halka duyuru ve daha fazla kişiye ulaşma
    .

    Yukarıda sayılan bu alt başlıklar için birer faaliyet komitesi oluşturmak yararlı olacak, bu yolla daha etkin iletişim ve işbirliği sağlanmış olacaktır.

    Üstlendiğiniz Göreve ve Verdiğiniz Mesaja Dikkat Ediniz:

    • Kampanyanızı yaparken, kendiniz iki veya üç basit kampanya konsepti etrafında organize ediniz ve bunları usanmadan tekrar ediniz.

    • Hangi eylemi yapacaksanız yapın, halkın sizin pozisyonunuzu anlamasına yardımcı olacak kesin çizgiler içinde kalınız.

    • Mesajınızı öyle açık ve net biçimde veriniz ki başka yönlere çekilmesine yol açmasın.

    • Her fırsatta, vereceğiniz mesajı tekrarlayınız. Siz ne kadar söylemekten sıkılsanız dahi, diğerleri mesajınızı gerçekten ilk kez işitiyor olabilirler.

    • Hazırladığınız malzeme ve mesajlarınızda, dünyadaki kutlamalara da yer veriniz. Bu şekilde ulusal ve yerel medyanın ve toplumun ilgisini daha fazla çekmiş olursunuz.





    Stratejinizi Belirleyiniz:

    • Amaç ve hedeflerinizi belirleyiniz.
    • Hedeflerinizi nasıl gerçekleştireceksini?
    • Sadece yerel organizasyonlara bağlı mı kalacak yoksa, dışarıdan eleman desteği de alacak mısınız.
    • Medya ve iletişim uzmanlarından kampanyanıza desteği profesyonel olarak mı, yoksa gönüllü olarak mı isteyeceksiniz.
    • Stratejiniz bir işbirliği oluşturacak mı yoksa ayrı bir organizasyon kimliği ve odak noktası mı yaratacak ya da her ikisini de sağlayacak mı?


    Bu konuda oluşturulmuş faaliyet komiteleri toplayınız ve sizin için en iyi olan eylem planını seçiniz

    İletişim Sistemleri ve Kapasite Yaratın:
    Kampanyanız veya etkinliğinize yardımcı olacak bir organizasyon sistemleri yaratınız.

    • Gönüllüleriniz veya personeliniz için isim, adres, telefon ve elektronik postalarının içerdiği bir iletişim listesi hazırlayınız.
    • İletişim listesini sınıflandırmaya sokarak kimi, nerede, nasıl kullanacağınızı belirleyen bir veri tabanı oluşturunuz.
    • Toplantılar ve diğer etkinlik duyuruları için, en kısa ve ucuz yol olan elektronik posta yolunu kullanmaya çalışınız.
    • Eğer kaynaklarınız el veriyor ise, bir web sayfası oluşturunuz veya mevcut web sayfanızın içinde yaptıklarınızı herkese duyurmak için bir bölüm açınız. Web sayfanızın bilgi verici, interaktif ve eğlenceli olmasına özen gösteriniz.


    Hedeflerinize ulaşmak için İnternet’i kullanmak
    Elektronik iletişim ağı, toplumla iletişimin daha etkin olabilmesi için öncül ve güvenli bir yoldur. Aşağıdaki sıralanan kalemler iletişimin daha da güçlü kılınmasını yardımcı olmaktadır:

    • Üyelerin, gönüllülerin, ve diğer ilgililerin elektronik posta adreslerini bir araya getiriniz. İletişim bilgisi isteyen adresleri ayırınız.
    • İnsanların konuya ilgisini çekmek istediğinizden yola çıkarak, onların zamanlarına ve kişilik haklarına saygı gösteriniz, elektronik posta metinlerinizin içeriğini mümkün olduğunca az ve öz tutunuz.
    • Toplu yolladığınız mesajlarınızda adresleri gizli “bcc” de yollamaya çalışınız, bu yolla başkalarını adreslerini saklı tutarak kişilik haklarına saygı göstermiş olursunuz.
    • Mesajlarınızı açık ve net olmasına özen gösteriniz...


    Yakında bu konuda evsahipliğini Bursa-Mudanya ÇEKÜL ve Bursa Belediyesi'nin yapacağı bu yılın ana etkinliği hakkında ayrıntılı bilgi ileteceğiz...




    Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’ndan
    Beriköy Projesi'ne destek!




    Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası 15 ve 16 Ocak 2002 tarihlerinde gerçekleştireceği Igor Oistrakh ve Natalia Zertsalova konserlerinin gelirini ÇEKÜL Vakfı, Habitat For Humanity International ve “Massachusetts Institute of Technology”nin (MIT) yürüttüğü ortak bir çalışma olan Beriköy projesine armağan etti. ...

    Konserler, 15 Ocak 2002 Salı günü Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde ve 16 Ocak Çarşamba günü Lütfi Kırdar Konser Salonu’nda saat 20.00’de başlayacak.

    Türkiye’nin “Beriköy” adı verilen ilk sürdürülebilir kalkınma modeli ve örnek yerleşim yeri projesi, Adapazarı yakınlarında kurulacak. Konut, göç ve enerji açığını bir bütün olarak ele alacak “Beriköy” projesi için kurulan çalışma grubu sağlıklı çevre ve kültür bilinci oluşması yolunda çalışmalar sürdüren ÇEKÜL (Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma) Vakfı, insanların kötü ve sağlıksız evlerde oturmalarını önlemek için dünya çapında çalışan “Habitat for Humanity International”, “Massachusetts Institute of Technology” (MIT) ve iki mezunundan oluşuyor.

    18,2 dönüm üzerinde 50 konut ve bir sosyal merkezin bulunacağı yaşam alanının saha çalışmaları Mayıs 2002’de başlayıp Eylül 2002’de tamamlanacak. Beriköy, sosyal, ekonomik ve çevre sağlığı açısından “sürdürülebilir” bir yaşam alanı olarak tasarlanıyor.

    Beriköy konutlarının sahibi, 1999 depreminde kirada oturdukları evleri yıkılan kişiler arasından yapılacak seçimle belirlenecek olan aileler olacak. Bu aileler, 10 - 20 yıl gibi uzun döneme yayılmış aylık ödemelerle evlerin maliki olacak. Kendi enerjisini, -merkezi enerji sisteminden nisbeten bağımsız- güneş ve rüzgar enerjisi kullanarak üretecek Proje’den faydalanacaklar, ayrıca konutların yapımında etkin olarak çalışıp, hem inşaat maliyetini düşürecek, hem de uzun dönemde iş tecrübesi kazanmış olacak. Bu sayede bölgede mikro-ekonomi desteklenerek, yeni iş alanları yaratılacak. Ailelerin yapacağı aylık ödemelerin bir kısmı topluluğun gelişimi ve yeni örnek yaşam alanlarının finansmanı için kullanılacak bir döner sermayede toplanacak.

    Sosyal, ekonomik ve doğal kaynakların sorumlu bir şekilde kullanılmasına yönelik Türkiye için ilk kez bir bütün olarak tasarlanmış bu projenin, göç, konut ve enerji açığı gibi sorunları yaşayan tüm yörelere örnek bir model olması hedefleniyor.

    Bilet satışı: Biletix Tel: (0216)-454 15 55 (11,250,000 TL) veya Borusan Kültür ve Sanat Tel: (0212)- 292 06 55 (10,000,000 TL)

    Ek bilgi için: Revan Ergezen, İletişim Koordinatörü, Tel: 0212-249 64 64 (116)- ÇEKÜL, e-posta: rergezen@berikoy.org